PARA HESABI

Burada paralar sağ ve çü­rük olarak hesap edilir. Ekseriya kullandıkları paranın cinsi gümüş meskûkâttır. Madenî Ura, mecidiye, on kuruşluk, çeyrek (beş kuruşluk) ikilik, kuruştur.

Evrakı naktiyenin bir lira­sına bir kâğıt not derler • Not lira kuruş hesabile çürük ola­rak yirmi sekiz, sağlara hesabile otuz kuruştur. Bir dörtlük, bir sekizlik, bir rubu, bir me­cidiye sağ para olur.

Bir metelik bir kuruştur, bir sekizlik iki kuruştur. Bir rubu beş kuruş, bir mecidiye yirmi kuruştur.

Kuruş diye söylenirse mu­hakkak sağlam para olduğu anlaşılır. Para ile söylenirse bir kuruş elli para yerine geçer ki çürüktür. Meselâ:

Üç kuruşluk bir şey alınacak: ona ( Üç ellilik, üç mete­lik ) derler yani, üç kuruş otuz para demektir. Hâlbuki kuruş­tan mada metelik gibi ufak para yoktur. Hesaba getirmek için sağ ve çürük olarak kullanılır.

Üç kuruşluk bir şeyi sağ para ile hesap ederlese on iki mektelik derler, yani üç dörtlüktür.

Çürük para bir kuruş elli para hesap edilir, beş metelik denir. Beş metelik dendiği gibi, çürük olarak hesap görüldüğü anlaşılır.

Sağlam bir mecidiye, yani yirmi kuruş, çürük olunca yirmi beş kuruş eder. Çünkü beher ku­ruş başına on para zam vardır.

Alış veriş esnasında meci­diyenin çürüklüğünü ve sağ­lamlığını anlamak için mecidi­yeye kuruş denildiğine dikkat etmelidir. Mecidiye denildiği zaman sağlam, kuruş denildiği zaman çürük olduğu anlaşılır. Mesela yirmi kuruş denir ki o za­man yirmi beş kuruş demektir.

Çürük parada on sekiz ku­ruş, sağlam parada yirmi yedi buçuk kuruş eder. Ruba burada urup derler. Urup bir çeyrek, yani beş kuruştur. Alım. satım esnasında on altı kuruş, on se­kiz kuruş diye hesap görmezler. On sekiz kuruşluk şeye dokuz sekizlik derler. Sekizlikler da­ima sağ addedilir. Çünkü bir se­kizlik sekiz meteliktir, yukarda yazdığım gibi ufaklık, yani me­telik yoktur- Cumhuriyet para­larından onluk, yirmilik, kuruşluk, nikeller, piyasada mütedavil değildir. Bunlar yalnız muamele-i resmiyede kullanılır. Nikel paralarla çocuklar oynarlar, bu senede piyasada geçip geç­mediği meçhuldür. Çünkü bun­ları 1930 senesinin Kânunu­evvelinde tespit etmiştim.
 

ÖLÇÜLER

Rubu,  kırat,  batman, okka, dirhemdir.

Rubu dörtte bir, kırat, on beş okka, batman iki buçuk okka, okka dört yüz dirhemdir-Bura memleket halkının mercimek, nohut, arpa, buğday gibi hububatı sattıkları ve al­dıkları yerlere ( arasa ) derler. Burası gayet geniştir, satılacak hububatı olanlar ve köylüler öbek öbek mallarını buraya ge­tirirler- Sattıkları zaman ölç-dükleri şeyler maşrapaya benzer büyük kutulardır. Bunlar tahta­lardan irsal edilmiştir. Kürek­lerle bu kutulara doldurur, ölçüp verirle'. Kutular tabiidir ki ölçü üzerine imal edilmiştir. Bunların isimlerine rubla, kırat, çe­lik derler. Bakkallarda bildiği­miz oturtma teraziler vardır. Kantar da kullanırlarsa da pek azdır. Çünkü hububat yukarda yazdığım gibi ölçekler üzerine olduğa için kantarı arasalarda kullanmazlar. Bakkallar da ise bir buçuk,   nihayet iki okkaya kadar bir mal satacaklarından fazla dirhemleri bulunmaz. Meselâ odun ve kömür gibi şeyleri doğrudan doğruya köy­lüler katır veya merkepler üze­rinde getirirler, kömürler çuval­larda, odunlar da Öylece yüklenip bağlandığı için olduğu gibi pazarlık edilir ve satılır, yani bunlar kafiyen ölçü üzerine satılmaz,   bunun için kantarın pek o kadar ehemmiyeti yoktur ve az kullanılır.

 

Kaynak: Müşfika Abdulkadir