Gelin ve Düğün İnanışları

KAHRAMANMARAŞ VE ÇEVRESİNDE YAŞAYAN HALK İNANIŞLARI

Akdeniz Bölgesi'nde 37–38 kuzey paralelleri ve 36–37 doğu meridyenleri arasında yer alan Kahramanmaraş, batıda Adana ve Osmaniye, güneyde Gaziantep, doğuda Malatya ve Adıyaman, kuzeyde Sivas, kuzeybatıda Kayseri vilayetleriyle çevrili çok eski bir yerleşim yeridir. Hititler tarafından kurulduğu sanılan şehir, tarih boyunca Asurlar, Makedonyalılar, Romalılar, Bizanslılar, Araplar ve Selçuklular gibi çok değişik kültür ve medeniyetlerin yaşadığı bir yer olmuştur. Tarihten getirdiği bu zengin mirasın yanında günümüzde de Akdeniz, İç Anadolu, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun kavşak noktasında bulunması bölgeyi folklor ve halk inanışları yönünden zengin bir yer haline getirmiştir.

Hayatın çeşitli safhalarına dair Kahramanmaraş, ilçeleri ve buralara bağlı köylerin bir kısmında mülakat yoluyla derlediğim halk inanışlarını sunmak istiyorum.

                                              

            I. Evlenme ve Gelin ile İlgili İnanışlar

Gelin, koca evinin kapısından içeri girerken kaynana, daha önceden hazırladığı cam bir kaba veya küp (cere) gibi bir şeyin içerisine buğday, şeker, para koyar. Gelin içeriye girerken kaynana bunları gelinin üzerine saçar. Daha sonra boşalan kabı yere çarpmak suretiyle kırar. Kabın kırılmasının nazarı önleyeceğine; arpa ve buğdayın, çocuklarının çok olmasına; şekerin gelinin şeker gibi tatlı dilli olmasına; paranın ise rızkını bollaştıracağına inanılır. Bunun yanında koca evine geldiği düğün günü geline şişe kırdırılırsa eve nazar değmeyeceğine, nar kırdırılıp yedirilirse gelin olarak geldiği evdekilerle iyi geçineceğine ve evde güzellik olacağına, şayet nar kırılmazsa gelinin kız olmadığına inanılır.

Gelin eve geldiğinde kucağına erkek çocuk verilirse doğuracağı ilk çocuğun erkek, kız çocuğu verilirse kız olacağına; yine gelinin yatağında erkek çocuk yuvarlanırsa doğacak çocuğun erkek, kız yuvarlanırsa kız olacağına inanılır.

Yeni gelinin diline bal sürülürse dilinin tatlı olacağına inanılır.

            Gelinin eve geldiği ilk gün, damat gelinin ayağını yıkayıp suyunu evin çevresine dökerse, çiftin gelecekte zengin olacaklarına inanılır. Su ile ilgili uygulanan başka bir pratik de, gelin kocasının evine geldiği ilk gün, kendi çorabını yıkayıp suyunu evin her tarafına serperse, evin hâkimiyetinin gelinin eline geçeceğine inanılır.

Gerdek gecesi, damat kapıdan ilk adımını attığında gelin, kapının iç kısmında, damadın ayağına basarsa, evde gelinin sözünün geçerli olacağına, ancak gelin ve damat gerdeğe girmeden önce kaynana ve kayınbaba, beraber olup banyolarını onlardan önce yaparlarsa, evde her zaman kaynananın sözünün geçerli olacağına ve gelinin üzerinde hâkimiyet kuracağına inanılır.

Geldiği ilk gün geline 1, 3, 5 tane yumurta pişirilip yedirilirse çocuğunun çok olacağına inanılır.

            Bir kısım kimseler tarafından düğün günü, gelinin ayakkabısının içerisine para konulur, bu parayı alıp saklayan kişinin gelecekte zengin olacağına inanılır.

Gelin, yeni evine geldiğinde ortaya oklava ile ekmek tahtası konulur, eğer gelin bunları kaldırırsa gelinin işi seven birisi; kaldırmazsa işi sevmeyen birisi olduğuna inanılır.

 

* Yrd. Doç. Dr., Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dinler Tarihi Öğretim Üyesi.

e-mail: hamzakaraoglan@hotmail.com

 

Gelin adayının, babasının evinden yeni evine gelirken eski elbiselerini, ayakkabılarını getirmemesi gerektiğine, aksi takdirde bunun fakirliğe yol açacağına inanılır.

l. Evlenmede Bahtla İlgili İnanışlar

Gelin adayının gelinliği giymek için çıkardığı elbiseler, daha sıcağı geçmeden bahtının bağlı olduğuna inanılan bir kıza giydirilirse, kızın bahtının açılacağına inanılır.

Süpürge üzerinden atlayan genç kızların bahtlarının bağlanacağına inanılır.

Yufka ekmek yapılan yerde tahta ile sac arasından geçen, ekmek sacı ya da ekmek üzerinden atlayan bekâr kızların, bahtlarının bağlanacağına inanılır.

Bahtının bağlı olduğuna inanılan kızlar, nisan yağmuruyla yıkanırlarsa, bahtlarının açılacağına inanılır.

Başlarında kilit açılan kızların bahtlarının açılacağına inanılır.

Bahtlarının bağlandığına inanılan kızlar, gelinin ayakkabısının altına isimlerini yazar, gelin de ayakkabısını yerde sürüyerek yürürse, ismi yazılan kızların kısa bir süre sonra bahtlarının açılacağına inanılır.

Nişanlı çiftlerin, nişan yüzüğüne takılan kurdeleyi küçük parçalar halinde kesip bekârlara dağıtılır. Böyle yapıldığı takdirde, onların da kısa zamanda bahtlarının açılacağına inanılır.
 

2. Gebelik ve Doğumla İlgili İnanışlar

Evliliğin üzerinden birkaç ay geçmesine rağmen hamile kalmayan kadınların kısır olduklarına inanılır. Bu durumda olan kadınların hamile kalmaları için birtakım uygulamalar yapılır.

Değirmenden getirilen su, evde bulunan ardıç, mazı vb. ağaçlarla kaynatılıp bu su ile banyo yapılırsa, çocuğu olmayan kadının çocuğunun olacağına inanılır.

Çocuğu olmayan kadına, yedi çeşit yamalıktan yapılan elbise giydirildiği takdirde, çocuğunun olacağına, ancak bu durumda doğan çocuğun, yedi yıl başkaları tarafından giydirilmesi gerektiğine inanılır.

Hamile kalmak isteyen birisi, doğum sancısı çeken bir kadının eline ekmek verirse çocuğunun olacağına inanılır.

Çocuğu olmayan kadın, yeni doğum yapmış kadının plasentası (eş) üzerine oturur veya yeni doğum yapmış bir hayvanın plasentasının içini dışına çevirirse çocuğunun olacağına inanılır.
 

3.Hamilelik ve Doğacak Çocuğu Etkileyen Davranışlar

Kadının hamileliği kesinleştikten sonra yediği, içtiği, baktığı şeylere dikkat etmesi gerektiğine zira bu dönem içerisinde hamilenin bütün davranışlarının karnındaki bebeği etkileyeceğine inanılır.

Hamile kadın aya bakarsa, doğacak çocuğun gözlerinin ela; semaya bakarsa, gözlerinin mavi; aynada kendisine bakarsa, çocuğunun kendine benzeyeceğine inanılır.

Hamile kadın çirkin ve sakat kimselere, çirkin hayvanlara bakarsa, doğacak çocuğun da çirkin olacağına inanılır.

Hamile kadın; yoğurt, peynir, yağ, vs. gibi hayvan ürünlerini yerse, doğacak çocuğun güzel olacağına inanılır.

            Hamile kadın, elma ya da ayva yerse, doğacak çocuğun sağlıklı ve sıhhatli olacağına; sadece ayva yerse, çocuğun yanaklarının gamzeli olacağına; her türlü meyveyi tadan hamilenin çocuğunun ise güzel ve akıllı olacağına inanılır.

Hamile kadın, eşeğe binerse doğacak çocuğun tembel ve ahmak; ata binerse yiğit olacağına inanılır.

Hamileliği sırasında hırsızlık yapan kadının, doğacak çocuğunun da hırsız olacağına inanılır.

Hamile bir kadın hamilelik döneminde karaciğer, dalak, siyah dut, vişne gibi bir şey yiyip farkında olmadan elini vücudunda herhangi bir yere sürerse, doğacak çocuğun aynı yerinde kahverengi bir ben olacağına inanılır.

Yumurtayı çok yiyen hamile kadının doğacak çocuğunun saçsız olacağına inanılır.

Hamile iken saç kestiren bir kadının doğuracağı çocuğunun ömrünün kısa olacağına inanılır.

Yine bu dönem içerisinde hamile kadınların umma olacaklarına inanılır. Hastalığın halk arasında göğüs ve göz umması olarak iki kısımda değerlendirildiğini görmekteyiz. Göz ummasına genelde süt veren annelerin yakalandığına; gördüğü ve umduğu bir şeyi yiyemeyen kimsenin gözlerinin şişeceğine, kızaracağına, çapaklanacağına, sulanacağına ve sonunda kapanacağına inanılır. Göğüs ummasında ise göğsün şişeceğine, kızaracağına ve ağrıyacağına inanılır. Bu durumda olan kimselere, canlarının ne istediği, kimi ne yerken gördüğü sorulur. O da falan yerde öyle bir şey gördüğünü, canının çok çektiğini ama isteyemediğini, onların da vermediğini söylerse; bunun üzerine orada bulunanlar "Göğsün ya da gözün çekmiş." derler. umanın gördüğü yiyecek alınarak hiç ummadığı bir zamanda, ağzına sokulur ve beline bir yumruk vurularak; "Umduğun bu muydu, al ye!" denilir ve bunu yiyen ummanın kısa sürede iyileşeceğine inanılır. Eğer hastanın dediği ya da umduğu şey bulunamazsa, bulaşık bezinin suyundan bir miktar su sıkılıp hastaya habersiz olarak içirilirse hatanın iyileşeceğine inanılır.
 

4. Cinsiyet Tayini

Kadının hamileliği döneminde, doğuracağı çocuğun cinsiyeti yakınları tarafından merak edilir. Bu merakı gidermek üzere çeşitli pratiklere başvurularak doğacak çocuğun cinsiyeti belirlenmeye çalışılır.

Çocuğun kız mı, erkek mi olacağını anlamak için yere iki minder serilir, bu minderlerin birisinin altına makas, diğerinin altına da bıçak konulur. Hamile kadın altında makas olan mindere oturursa, doğacak çocuğun kız; bıçak olan mindere oturursa, çocuğun erkek olacağına inanılır.

Hamile bir kadının karnı öne doğru sivri olursa oğlu; karnı yuvarlak ve yanlara doğru olursa kız olacağına inanılır.

Hamile bir kadın aşerme döneminde hep ekşi şeyler yerse; kızı, tatlı şeyler yerse; oğlu olacağına inanılır.

Koyun ve keçinin kellelerinin çenesi ayrılır, etli çıkarsa hamile kadının çocuğunun kız; kemikli çıkarsa çocuğun erkek olacağına inanılır.

Çocuk ana karnındayken annenin kaburga kemiklerine değiyorsa erkek; kasıklara yakınsa çocuğun kız olacağına inanılır.

Hamile kadın yatakta sağ tarafına yatarsa doğacak çocuğun erkek; sol tarafına yatarsa kız olacağına inanılır.

Hamile kadının sancısı belinden gelirse doğacak çocuğunun erkek; kasıktan gelirse kız olacağına inanılır.

Anne karnındaki çocuk çabuk oynarsa kız; geç oynarsa oğlan olacağına yine ağır olursa oğlan; hafif olursa kız doğacağına inanılır.

Rüyasında makas veya bilezik gören bir hamilenin doğacak çocuğunun kız olacağına inanılır.

Anne karnında çocuk, sağda oynarsa oğlan; solda oynarsa kız olacağına inanılır.
 

5. Çocuğu Yaşamayan (Tıbıkalı) Kadın

Çok sayıda çocuk doğuran ancak çocuklarından hiçbirisi yaşamayıp ölen kadınlara yörece "tıbıkalı kadın" denilmektedir. Bu durumda olan kadın eteğini köpek yavrularının üzerine silkeleyerek "Tıbıkam sizin olsun, avınız benim olsun." derse çocuğunun yaşayacağına, ancak köpeğin yavrularının öleceğine inanılır.

Yılanın ağzından alınan serçe vs. gibi bir avın, pişirilerek tıbıkalı olduğuna inanılan kadına yedirilmesi, yastığının altına konulması veya yılanın ağzından alınan avın bir yere asılarak kurutulmasının temin edilmesiyle, kadının tıbıkadan kurtulacağına ve artık çocuklarının ölmeyeceğine inanılır.

Çocuğu yaşamayan kadının, çocuğunun yaşaması için yeni gelinin ilk gecesinde, gusül abdesti aldığı su ile yeni doğan çocuk banyo yaptırılırsa, çocuğun yaşayacağına ancak suyu veren gelinin çocuğunun olmayacağına inanılır.

Yumurta kabuğu tepeleyen kadının tıbıkalı olacağına inanılır.

Tıbıkalı olduğuna inanılan kadın, çınar ağacının oyuğundan geçirilirse çocuğunun olacağını inanılır.

Çocuğu ölen ailenin son çocuğu, yakın akrabalarından birisi tarafından üç defa gömleğinin altından geçirilirse çocuğun ölmeyip yaşayacağına inanılır.

Çocuğu yaşamayan kimse, bir ağacın kökünün lifleri altından veya delikli taştan çocuğu üç defa geçirirse çocuğun ölmeyeceğine inanılır.

Tıbıkalı kadın, çocuğunu başka bir kadına emzirtirse çocuğun ölmeyeceğine inanılır.

Çocuğu yaşamayıp ölen kimseler, kızları olursa oğlan gibi; oğulları olursa kız gibi giydirirlerse çocuklarının ölmeyeceğine inanılır.

Çocuğu yaşamayan aileler, çocuklarının yaşaması için isimleri Mehmet olan kırk bir evden para toplar, bu parayla çocuğun kulağına gümüş küpe alır, çocuğun yedi yıl saçını kesmez ve yedi yaşında bu saçın ağırlığınca fakirlere para dağıtırsa çocuğun yaşayacağına ya da isimleri Mehmet olan yedi evden kumaş alır, onu diker ve yeni doğduğunda çocuğa giydirirse çocuğunun ölmeyeceğine inanırlar.
 

II. Doğum Sonrası ile İlgili İnanışlar

Doğumu müteakip hem çocuk hem de kadının kırk gün süreyle tek başlarına bırakılmamaları gerektiğine, aksi durumda lohusayı al; bebeği ise kırk basacağına inanılır.
 

1. Al Basması

Yörede al ya da al karısı; uyuyan lohusa kadınların üzerine oturarak nefes almalarına engel olan, ciğerlerini alarak götürdüğüne ve onları boğarak öldürdüğüne inanılan, başının bir baş soğan büyüklüğünde, kolları ve bacaklarının ise kibrit çöpü kadar olduğuna inanılan bir varlık olarak algılanmaktadır. Al karısının, sık çalılıklar, göl ya da akarsuların kenarlarında ikâmet ettiğine inanılmaktadır. Su almak için evinden çıkan ve bu türden yerlerden geçmek zorunda olan lohusaları al basacağına, dolayısıyla suya giden lohusanın yanında bir parça da ekmek götürmesi gerektiğine, suyu doldurduktan sonra elindeki ekmeği suya atıp arkasına bakmadan eve gelmesi gerektiğine, böyle yaptığı takdirde al basmayacağına inanılır.

Yörede al basmasını önlemek için, lohusanın yastığının altına ekmek, ayna, bıçak konulur. Başucuna Kuran-ı Kerim asılır ve yatağının etrafı bir iple çevrilir. Yattığı odanın duvarları üzerine ise elek, soğan ve sarımsak asılır ve odada kırk gün süreyle akşamları ışık yakılır.

Al basmasına karşı yörede uygulanan başka bir pratik ise lohusanın, "al ocağından" olduğa kabul edilen kişilerden aldığı bir parça eşyayı yanında taşımasıdır. İnanışa göre; bir kimse alı yakalar ve onu öldürmek ister ancak al da kendisini öldürmemesi için kişiye yalvarır ve o kişinin neslinden gelen hiçbir kimseyi, hatta o aileden herhangi bir kişiden bir parça taşıyan ve aileden olmayan kimseleri de rahatsız etmeyeceğine söz vererek kendisini yakalayan kimsenin elinden kurtulur. Artık alı yakalayan kimseye "al ocağı" denilir. Yörede bilinen en meşhur al ocağının Elbistan ilçesinde Aloğulları ailesi olduğu bilinmektedir.
 

2. Kırk Basması

Doğumdan sonraki kırk günlük süre içerisinde, genellikle çocuğa gelen herhangi bir hastalığa kırk basması denilir. Bu süre zarfında çocuğu kırk basacağına, dolayısıyla kırklı çocuğu, gelmesi muhtemel tehlikelerden korumak gerektiğine inanılır. Kırklı çocuk bulunan eve, dışardan kendisi gibi kırklı bir bebek veya lohusa bir kadın gelirse, değirmenden herhangi bir şey gelirse (un, bulgur vs.), bebek odada yalnız bırakılırsa, anne bebekten daha yukarı bir yerde yatarsa, bebeği kırk basacağına inanılır. Bunları önlemek için, çocuğun başucuna Kur'an-ı Kerim, ayna, süpürge gibi şeyler konulması gerektiğine inanılır. Bu süre içerisinde kırk basmaması ya da kırk bastığına inanılan kimseler için, birtakım pratiklere başvurulması gerektiğine inanılır.

İki kırklı kadın karşılaştığında kırk basmaması için birbirleriyle iğne değiştirmeleri, sarılmaları, öpüşmeleri, sırt sırta vermeleri ya da karşılıklı olarak çocuklarını emzirmeleri gerektiğine inanılır.

Kırk basmaması için kırkı çıkıncaya kadar anne ve çocuğun evin dışarısına çıkmaması gerektiğine inanılır.

Çocuk acıkmış gibi sürekli ağlıyor, çok emmesine rağmen doymuyorsa, hiç uyumuyor, her geçen gün zayıflamaya devam ediyor ve hiç kilo almıyorsa, çocuğun tavrı çok sinirli ve sakin değilse, bakışları ve rengi normal olmayıp farklı bir hâl almışsa, bebeği kırk bastığına inanılır.

Çocuğun doğduğu gün, evcil hayvanlardan birisi (inek, koyun, keçi, tavuk) de doğurursa çocuğu kırk basacağına inanılır.

Yeni doğum yapmış kırklı bir kadının üstüne, doğum yapan başka bir kadın gelirse evdeki çocuğu kırk bastığına inanılır. Çocuğu bu durumdan kurtarmak için isimleri Mehmet olan yedi komşudan un toplanır. Hamur yapılan undan halka yapılır ve çocuk bu halkanın içinden geçirilirse, kırk hastalığından kurtulacağına inanılır.

Kırkı çıkmadan tırnakları kesilen çocuğun hırsız olacağına inanılır.

Kırklı çocuğu kırk basmaması için bacaya orak asılır.

Kırklı çocuk bulunan evde, kapların ağzı açık bırakılmaz zira ağzı açık olan kabın içerisine bir kuşun, mavi bir boncuk atacağına, onun aydınlığıyla çocuğu görüp öldüreceğine, akşam sağ yatıp sabahleyin morarmış bir şekilde ölmüş olan çocuğun kuş tarafından boğulmuş olduğuna inanılır.         

Kırk bastığına inanılan çocuk terazinin bir kefesine, diğer kefesine de çocuğun anne tarafından dedesinin ayakkabıları konularak darası alınırsa, çocuğun kısa bir sürede iyileşeceğine inanılır.

Yine kırk bastığına inanılan çocuk, çevrede kutsallığı ile bilinen pınarlardan getirilen sularla banyo yaptırılırsa iyileşeceğine inanılır.
 

3. Çocukla İlgili İnanışlar

Çocuğun göbek kordonu, çocuğun gelecekte ne olması isteniyorsa ona göre çeşitli işlemlere tabi tutulur. Örneğin çocuğun okuması isteniyorsa göbek kordonu okula, çiftçi olması isteniyorsa tarlaya, eve bağımlı olması isteniyorsa evin her hangi bir yerine gömülür. Şayet göbek bağı rasgele atılırsa çocuğun haylaz olacağına, anne ve babayı dinlemeyeceğine ve eve bağımlı olmayacağına inanılır. Ancak bu dileklerin kabul olması için göbek bağını gömen kimsenin arkasına bakmadan eve gelmesi gerektiğine inanılır.

Doğan çocuğun göbeği beş parmak ya da biraz daha yukarıdan kesilirse sesinin güzel olacağına inanılır.

Göbek bağı, çocuğun yastığına dikildiğinde çocuğun iyi uyuyacağına ve annesini rahatsız etmeyeceğine inanılır.

Boş beşik sallanırsa çocuğun başının ağrıyacağına inanılır.

Küçük çocuklarda çıkan ericek (Genelde yüz, boyun ve göğüs hizalarında sert, kırmızı, ya da mor renkte bir yara.) adındaki yaranın, çocuğun erik dalları arasından üç kere geçirilmesiyle iyileşeceğine inanılır.

Çocuk eline süpürge alıp evi süpürmeye başlarsa misafir geleceğine inanılır.

Emekleme çağını geçmiş çocuk ya da çocukluktan çıkmış biri sebepsiz yere emeklemeye başlarsa eve misafir geleceğine inanılır.

Üzerinden atlanan küçük çocuğun, boyunun kısa kalacağına inanılır.

Çocuğun boyunun ölçüldüğü ağaca, çentik atılmaması gerektiğine; böyle yapıldığı takdirde çocuğun boyunun uzamasının duracağına inanılır.

Çingene olmayanlar tarafından, çingenelerin iyi göbek atması için kız çocuklarının yastığının altına zil; iyi üflemesi içinse, erkek çocukların yastığının altına klarnet koyduklarına inanılır.

Bebeğin annesini emdiği sırada, anne bir şeyler yer veya içerse çocuğun gelecekte münafık olacağına inanılır.

Küçük çocukların toprağa belenerek uyutulmasının çocuğu gürbüz yapacağına inanılır.

Üç ezan sesi duyulmadan çocuğun emzirilmesinin uğursuzluk getireceğine inanılır.

Sürekli ağlayan çocuğu susturmak için yedi renkten oluşan kumaşa yedi düğüm yapılır ve çocuğun boynuna asılırsa veya az konuşmasıyla bilinen birisi tarafından, çarşamba günü terlikle ağzına vurulursa çocuğun ağlamasının kesileceğine inanılır.

Çocuk doğduktan sonra, gözlerine ve kaşlarına sürme çekilirse, kaş ve gözlerinin siyah olacağına inanılır.

Konuşamayan çocuğun konuşabilmesi için kuyumcuya cami kapısının anahtarı yaptırılır ve çocuğun boynuna asılırsa, çocuğun kısa süre içerisinde konuşacağına inanılır.

Tavşan pisliği veya kaplumbağa yumurtası yedirilen çocuğun, altını ıslatmayacağına inanılır.

Yürüyemeyen çocuk, cuma günü kıbleye doğru üç kere sallanırsa yürüyeceğine inanılır. Bu konuda yapılan başka bir uygulamada ise, çocuğun ayağına bir ip bağlanıp eline bir dürüm verilerek ayakta durması temin edilir. Bu sırada bebeğin yanından hızlıca kaçan birisi ipi keser, sonra çocuğun elindeki dürümü de alarak kaçmaya devam eder ve bu sırada dürümden de yerse, çocuğun kısa sürede yürüyeceğine inanılır.

Müzmin hastalığı olan bir çocuk, çınar ağacının oyuğundan geçirilirse iyileşeceğine inanılır.

Küçükken çok öpülen çocuğun büyüdüğünde selinin akacağına inanılır.

Çocuğunu emzirmeye devam eden kadın yeni bir çocuğa hamile kalırsa, emen çocuğa sütün dokunacağına inanılır. Bunu ortadan kaldırmak için çocuğun su değirmeninin çarkının altından geçirilmesi gerektiğine inanılır.

Elleri yumuk olan çocuğun rızkının dar, açık olanınsa rızkının bol olacağına inanılır.

Yeni doğan çocuğa inci takılırsa yüzündeki yağ bezelerinin geçeceğine inanılır.

Gelişmeyen çocuk, üç çarşamba karasaban demiriyle tartılırsa gelişeceğine inanılır.

Yeni doğan çocuğun kaş arasında mavi bir damar olursa, ondan sonra doğacak çocuğun erkek olacağına inanılır.

Yeni doğan kız çocuğu erkeğe benziyorsa, bir sonraki doğacak çocuğun erkek olacağına inanılır.

İlk dişi üstten çıkan çocuk, birisi tarafından yüksekçe bir yerden atılır, aşağıda bulunan bir başkası tarafından da tutulursa, çocuğun dişlerinin normal seyrinde çıkacağına, yine dişleri zamanında çıkmayan çocuğa, diş hediği pişirilip bu hedikten birazı da ipe dizilerek çocuğun omuzuna asılırsa çocuğun dişlerinin çıkacağına inanılır.

Toprak yeme alışkanlığı olan çocuğun, omuzuna küçük toprak torbası asılırsa toprak yemeyi terk edeceğine inanılır.

Ateşi çıkan çocuğun ateşinin geçmesi için gece bir bezin üzerine dut silkelenir, bu sırada bezin bir ucundan da çocuğa tutturulursa ateşinin geçeceğine inanılır.

Bir yaşına ulaşmadan saçı kesilen çocuğun ömrünün kısa olacağına inanılır.

Çocuğun ilk dişini gören kimse, şayet çocuğa bakır bir hediye alırsa çocuğun dişlerinin sağlam olacağına inanılır.

Arap ayları olarak bilinen recep, şaban ve ramazan aylarında emen çocukların sütten kesilmemesi gerektiğine; aksi durumda ise çocuğun rızkının dar olacağına inanılır.

Ayağının altına yumurta akı sürülen çocuğun erken yürüyeceğine inanılır.
 

4. İnsanlarla İlgili İnanışlar

Avuçları terleyen bir kişinin, ilk kez gittiği bir evin yüklüğüne ellerini sokmasıyla birlikte elinin terlemesinin geçeceğine inanılır.

Geç uzayan saça delikli taş asılırsa saçın çabuk uzayacağına inanılır.

Meyveyi olgunlaşmadan (ham) yemenin unutkanlık yapacağına inanılır.

Ayak başparmağının yanındaki parmağı uzun olan kimsenin sözünün geçerli olacağına ve her dediğinin yapılacağına inanılır.

Üç veya beş minderi üst üste koyup üzerine oturan bir kimsenin üç-beş defa evleneceğine inanılır

Uzun boylu olanın aklının kısa, kısa boylu olanın fitneci olduğuna inanılır.

Kulağı küçük olanın aklının çok, büyük olanın aklının az olduğuna inanılır.

İşe başlarken elinin ağır olduğuna inanılan biri gelirse işin uzun süreceğine inanılır.

Düztaban insanın rızkının dar olacağına ve bulunduğu eve uğursuzluk getireceğine inanılır.

Sağ el kaşınırsa paranın geleceğine, sol el kaşınırsa paranın gideceğine inanılır.

            Birisi nazar ile söz söylerse yere tükürülür ve "Göz değeceğine söz değsin!" denilir.

            Yüzünü, elleri arasına alan ve öylece düşünen kimsenin dul kalacağına inanılır.

            Gözünde ben olan kimsenin nazarının çok değeceğine inanılır.

Saçları dik olan kimsenin inatçı olacağına inanılır.

Gözleri küçük olan kimselerin tehlikeli olduklarına inanılır.

Mavi ve yeşil gözlü olan insanların nazarının daha çok değeceğine inanılır.

Nazar değeceğine inanılan kimsenin üzerine nazar duası okunur veya omuzuna mavi boncuk, delikli taş, delinmiş fındık, iğde dalı ve it boncuğu denilen boncuğun takılı olduğu bir filkete asılırsa nazar değmeyeceğine inanılır.

Kaşları ince ve dişleri seyrek olan kimselerin dedikoducu olduklarına inanılır.

            Kaş aralığı açık olan kızların, uzak yerlere gelin gideceklerine inanılır.

            Kesilen tırnakların ateşe atılmasının uğursuzluk getireceğine inanılır.

Sarı saçlı olanların kibirli, kısa boylu ve dişleri seyrek olanların konuşkan ve fitneci olduklarına inanılır.

Sağ gözün seğirmesi sağlığa, sol gözün seğirmesi varlığa işaret kabul edilir.

Parmak çıtlatmak şeytanın tespihi olarak kabul edilir.

Sol elle yemek yenilmemesi gerektiğine,  şayet yenilirse helal olan lokmanın harama dönüşeceğine inanılır.

Besmele çekmeden yemeğe başlayanın karnının doymayacağına  zira kendisi tabağın üstünden yerken cinlerin de tabağın altından yiyeceklerine inanılır.

Üst damağı kaşınan birisine, bir yerlerden para geleceğine inanılır.

Sağ avucun kaşınması para geleceği şeklinde yorumlanır.

Sağ ayağın kaşınması yola çıkılacağı, sol ayağın kaşınması ise yoldan birisinin geleceği şeklinde yorumlanır.

Gözün sık sık dalması eve bir misafir geleceği şeklinde yorumlanır.

Kahve içen genç kızların tenlerinin esmerleşeceğine inanılır.

İki kaş arası birbirine yakın olan kimselerin akraba evliliği yapacaklarına inanılır.
 

5. Hayvanlarla İlgili İnanışlar

Karayılanı öldüren bir kimsenin, yılanın eşini de bulup öldürmesi gerektiğine, aksi takdirde yılanın, eşini öldüren insanı bulup öldüreceğine inanılır. Eğer yılanın eşi bulunamaz ise öldürülen yılanın ağzına ekmek konulması gerektiğine inanılır.

Bir evin çatısında baykuş öterse o evden ölü çıkacağına inanılır, bundan dolayı yörede sevilmeyen insanlar için "Alt yanında yılan yata, başucunda baykuş öte!" denilir.

Her evin temelinde yılan, kurbağa ve kaplumbağanın olduğuna ve bunların evin bekçisi olduğuna, ev sahibinin yeni bir ev inşa etmesiyle bu hayvanların da yeni eve taşınacağına inanılır.

Hayvanları nazardan korumak için boyunlarına veya alınlarına içerisinde tavuk veya kuş pisliği, iğne, yedi adet arpa ve yedi adet buğday bulunan muska (amulet) asılır.

Yolculuk sırasında kişinin karşısına tavşan çıkması, o gün o kimsenin başına bir uğursuzluk geleceği şeklinde yorumlanır.

Eve gelen akrep öldürüldükten sonra ayağından asılırsa, o eve bir daha hiçbir akrebin gelemeyeceğine inanılır.

Yılanın ayaklarının olduğuna, ancak insanların bunu göremeyeceklerine, gören kimsenin ise cennetlik olacağına inanılır.

Güvercinin yuva yaptığı evin mamur olacağına, ötmesininse müjdeli bir haber olduğuna inanılır.

Solucanlar toprağı dışa doğru iter ve başlarını çıkarmaya çalışırlarsa yağmur yağacağına inanılır.

Horozun ezan vakitlerinde ötmesi iyi, vakitsiz ötmesi uğursuzluk olarak kabul edilir dolayısıyla horoz vakitsiz öterse başını kesmenin iyi olacağına inanılır.

Yarasaya dokunan kimsenin elinin hünerli olacağına inanılır.

Horoz eve yönelerek öterse eve misafir geleceğine inanılır.

Serçeler birbiriyle kavga ederse misafir geleceğine inanılır.

Kedilerin sobaya yakın yatması fırtına çıkacağı şeklinde yorumlanır.

Koç katımından önce tekenin üzerine heybe atılır ve üzerine de kız çocuğu oturtulursa keçilerin ikiz doğuracağına inanılır.

İğde ağacının takılı olduğu yere zehirli hayvanın gelemeyeceğine inanılır.

Sancılanan hayvanlar, mezarlığın etrafında dolandırılırsa sancılarının kesileceğine inanılır.

Koyunların melek gördükleri, keçilerin de cin gördükleri için melediklerine inanılır.

Koyunlar öğle sıcağında birbirlerine fazla sokulurlarsa o yıl kışın şiddetli geçeceği şeklinde yorumlanır.

Yaz aylarında yabani kızıl arıların çok olması, o yıl kışın şiddetli geçeceği şeklinde yorumlanır.

Bir kimsenin üzerine at sineğinin konması kişinin yapacağı işlerinin hayırlı olacağına işaret olarak kabul edilir.

Köpek uluması duyulduğu zaman ayakkabıların ters çevrilmesinin gerektiğine, aksi takdirde köpeğin uğursuzluğunun eve geleceğine inanılır.

Arıların rahatsız ettiği insanlar, dillerini ısırırlarsa arıların geldikleri yere geri döneceklerine inanılır.

Örümceğin eve fakirlik getireceğine inanılır, ev temizleme işinin de yalnızca perşembe günleri yapılması gerektiğine, zira Hazreti Peygamberi mağarada koruyan örümceklerin sair günlerde öldürülmesinin günah olacağına inanılır.

Kurbağa ile oynayan kimsenin eline siğil bulaşacağına inanılır.

Karaböcek olarak bilinen böceğin vızıldayarak evin içerisine girip oraya buraya uçması veya birisinin çevresinde dolaşması müjdeli bir haber getirdiği şeklinde yorumlanır.

Bir kişinin üzerine at sineğinin konması gelecek bir kısmetin müjdesi olarak yorumlanır, dolayısıyla sineğin tülbent veya bir mendilin içine bağlanıp saklanması gerektiğine inanılır.

Yılan ve akrep sokmalarına karşı yılan için "Bismillahi bülbül leyli ve billahi gulgul leyli uzun kız kiş kiş, var duvara yapış!"; akrep için "Akrep akrep, ayete akrep eti, şam eti, bizim etimiz, Süleyman eti, akrep kiş kiş var duvara yapış!" denildiği takdirde akrep ve yılanın sokmayacağına inanılır.

Bir kimsenin, öldürülmüş bir kurdun tersinden alınan bir parçayı kurutup cüzdanında taşırsa sözü geçen ve paralı bir kişi olacağına inanılır.
 

6. Bitkiler

Peygamber kılıcı olarak bilinen ve evde büyütülen çiçeğin, boyu bir metreyi aşarsa, çiçeği büyütenin zengin olup ikinci bir ev daha satın alacağına inanılır.

Zakkum bitkisinin yetiştirildiği eve huzursuzluk getireceğine inanılır.

Günebakan çiçeğinin güneşin yönüne göre dönmesi, güneşe öykünüyor şeklinde yorumlanır ve bu yüzden sık ekilmemesi gerektiğine inanılır.

Yonca bitkisinin içerisinde, bazen dört yapraklı bir yoncanın çıkacağına, bu yonca bulunup dilek tutulursa tutulan dileğin kabul olacağına inanılır.

Hıdırellez (Hızır-İlyas) günü olarak kabul edilen altı Mayısta, Hızır ( as. ) ın gül ağaçlarının yanına geldiğine, herhangi bir gül ağacının dibine temsili olarak ev, araba, gelin-damat, yapılıp konulduğunda ya da bebek isteyenlerin gül dalına bebek salıncağı yapıp dilekte bulunduklarında, dileklerinin bir yıl içerisinde kabul olacağına inanılır.

Bahçesinde iğde ağacı olan eve yılanın gelmeyeceğine inanılır.

Gül bitkisinin Hz. Peygamberin terinden yaratıldığına inanılır.
 

7. Gök Cisimleri ile İlgili İnanışlar

Ayın oğlan, güneşin kız olduğuna, ayın güneşe aşık olduğu için onu kıskandığına ve konuşarak şöyle dediğine inanılır. "Sen çok güzelsin, gündüz doğarsan zarar görürsün." güneşin de aya, "Ben güzelim ama iğnelerim (ışıklarım) olduğu için insanlar bana bakamaz, sen merak etme." dediğine, bu yüzden insanların güneşe bakamadıklarına inanılır.

Ayın büyük bir yılan tarafından sarıldığı ve yutulmakta olduğu için tutulduğuna davul, çalındığında ya da silah atıldığında yılanın korkup kaçacağına inanılır.

Her insanın gökte bir yıldızının olduğuna, her yıldız kaymasıyla bir kişinin öldüğüne inanılır.

Ay ve güneş tutulmalarında dolu silahların boşaltılması gerektiğine inanılır.

Yıldız kayması sırasında tutulan dileklerin kabul olacağına inanılır.

Güneşe karşı işemenin günah olduğuna inanılır.

Yeni ayda (ayın ecerinde) ekilen tohumun, dikilen herhangi bir bağ ve bahçenin ya sebzenin ürün vermeyeceği ya da kuruyacağına, bu dönem içerisinde kesilen ağacın, budanan bağın da çürüyeceğine hatta bu süre içerisinde doğan çocukların dişlerinin de erken çürüyeceğine inanılır.

Ayın on dördünde Amentü duasını okuyup arkasından dilekte bulunan kimsenin, tutmuş olduğu dileklerinin kabul olunacağına inanılır.

Çevrede yavuz olarak bilinen kadınların ve iki evli olan kimselerin süpürgesinin yakılmasıyla fırtına çıkacağına inanılır.

Türbeden türbeye atıldığına ve aniden gökyüzünde görüldüğüne inanılan ışık (nur) geçerken tutulan dileklerin kabul olacağına inanılır.

Kuyruklu yıldız görenlerin zengin olacaklarına inanılır.
 

8. Günlerle İlgili İnanışlar

Salı günü başlanan işin uzun sürüp geç biteceğine inanılır.

Cuma günü mübarek gün olarak kabul edildiği için çamaşır yıkanması, ev süpürülmesi, dikiş dikilmesinin uğursuzluk getireceğine inanılır.

Cuma günü bütün ölülerin mezar taşlarının başlarına kalkarak Fatiha beklediklerine inanılır.

Cuma günü dikilen bahçenin bereketli olmayacağına inanılır.

Cuma günü komşu ve akrabaları ziyaret etmenin uğur getireceğine inanılır.

Çarşamba günü tırnak kesenin kötü huylarının gideceğine, perşembe günü tırnak kesenin malının artacağına, cuma günü tırnak kesenin ise imanın artacağına inanılır.

Pazartesi günü yıkanan çamaşır suyuna cehennem suyunun karışacağına inanılır.

Art arda kırk perşembe çamaşır yıkanan evde darlık olmayacağına ve kısa süre içerisinde halkının zengin olacağına inanılır.

Yeni alınan elbise, cuma günü giyilirse ahirette sualinin olmayacağına ya da sahibinden bir başkasının giymesiyle sualinin ilk giyen kişiye geçeceğine inanılır.

Pazartesi, perşembe ve cuma akşamları ilişkiye giren kimselerin doğacak çocuklarının sakat doğacağına inanılır.

Pazar günleri elbise dikmenin uğursuz olduğuna, o günde dikilen elbisenin diken için "Beni kesip diken gamdan kederden kurtulmasın, giyen de gönenmesin, muradına ermesin." şeklinde beddua edeceğine inanılır.

Pazar günü dünyanın kurulduğu gün olarak kabul edildiği için o gün çamaşır yıkamanın uğursuzluk getireceğine inanılır.

1. Bayram Günleri

Çocuğu ölen kişi bayram günü elbise dikerse, dikmiş olduğu elbisenin diken haline gelerek ölmüş çocuğuna batacağına ve ona acı vereceğine inanılır.

Kurban Bayramında yeni elbise giyenin ömrünün uzun olacağına inanılır.

Ramazan Bayramında yeni elbise giyen kimseye tutmuş olduğu oruçların küseceğine inanılır.

Bayram sabahı ev süpürmenin uğursuzluk getireceğine inanılır.

Bayram günlerinde veya iki bayram arasında yapılan evliliğin (düğün) çabuk sona ereceğine inanılır.

Bayram gecesi ilişkiye giren kimselerin doğacak çocuklarının altı parmaklı ya da sakat boğacağına inanılır.

VIII. Uğur ve Uğursuzlukla ile İlgili İnanışlar

Delikli taş bulan genç kızın bahtının kısa sürede açılacağına inanılır.

Bıçağın keskin tarafı üste gelecek şekilde konulursa misafir geleceğine inanılır.

Uyuyan çocuğun üstünden atlamanın çocuğun ömrünü kısaltacağına inanılır.

Akşamdan sonra evden verilen ateşin evin bereketini götüreceğine inanılır.

Yüklükte duran yatakların kendiliğinden yıkılması uzak bir yerlerden eve misafir geleceği şeklinde yorumlanır.

Arkasından su dökülen yolcunun, çabuk ve huzur içerisinde gidip geleceğine inanılır.

İsmi aynı olan iki kişinin arasında durup dilek dileyen kimselerin dileklerinin kabul olacağına inanılır.

Ördek ya da kaz suda yüzerken kanatlarını açıp suyun üzerine çırparsa bu iyiye ve güzel bir habere, aydınlığa işaret sayılır.

Yörede satır ya da sitil denilen su kabının kulpundan dökülen sudan içen kimsenin genç yaşta iteceğine inanılır.

Bardak ya da cam eşyalardan birisinin çatlaması uğursuzluk olarak kabul edilir, dolayısıyla çatlayan eşya kırılır ve böylece uğursuzluğun geçeceğine inanılır.

Boş yere kaynatılan suyun eve uğursuzluk getireceğine inanılır.

Gece çok gülen kimsenin sabah olduğunda ağlayacağına inanılır.

Geceleri tırnak kesmenin kişiye uğursuzluk getireceğine inanılır.

Düğünde gelinin duvağının yanmasının uğursuzluk getireceğine inanılır.

Eşikte oturan kimseyi, cin çarpacağına ve eşiğinde oturulan eve meleklerin gelmeyeceğine inanılır.

Genç bir kızın, gece saçını taramasıyla çevrede bulunan kırk genç kızın bahtının bağlanacağına inanılır.

Elden ele sabun vermenin ve makasın sık sık açılıp kapanmasının evde kavga sebebi olacağına inanılır.

Yatakta yorganı ters örten bekâr erkeğin, dul bir kadınla evleneceğine inanılır.

Dik konulan ekmek tahtasının kavgaya neden olacağına inanılır.

Hamama ve cenaze evine yeni elbiseyle gitmenin uğursuzluk getireceğine inanılır.

            Kolları birbirine geçirerek göğüs üzerinde bağlamanın uğursuzluk getireceğine ve kısmeti bağlanacağına inanılır.

Terliği kendiliğinden ters dönen kişinin ömrünün kısa olacağına inanılır.

Mezar taşı üzerindeki yazıyı okumanın veya parmakla göstermenin uğursuzluk getireceğine inanılır.

Güneş battıktan sonra komşuya biber veren kimsenin başına bir felaket geleceğine inanılır.

Yeni elbise alan bir kimsenin elbiseyi önce bir başkasına giydirmesi daha sonra kendisinin giymesinin doğru olacağına aksinin ise uğursuzluk getireceğine inanılır.

Evi kirlettiği gerekçesiyle bahçesindeki dut ağacını kesen kimsenin kısa sürede öleceğine inanılır.

Ceviz kabuğunun ateşte yakılmasının karı-koca arasında kavgaya sebep olacağına inanılır.

Gece ev temizlemenin uğursuzluk getireceğine inanılır.

Gece sakız çiğneyen kimsenin ömrünün kısa olacağına ve ölü eti çiğnediğine inanılır.

Üzerinde düğme dikilen kimsenin iftiraya uğrayacağına inanılır.

Yan yana giden iki erkeğin arasından bir kadının ya da iki kadının arasından bir erkeğin geçmesinin uğursuzluğuna inanılır.

Gecenin son saatlerinde (03–04) uluyan köpeğin, ölümün habercisi olduğu kabul edilir.

Siyah kargaların bir evin üzerinden öterek geçmeleri acı haber getirdiği şeklinde yorumlanır

Evcil hayvanlardan atın gözlerinden yaş dökülmesi sahibinin öleceği şeklinde yorumlanır.

Gece aynaya bakan kişinin yakın bir gelecekte gurbete gideceğine inanılır.

Elin herhangi bir yerine batan dikenin, akşam çıkarılmaması gerektiğine inanılır.

Tilki herhangi bir köyün yakınlarında anormal bir sesle bağırırsa, o köyden bir kimsenin öleceği şeklinde yorumlanır.

Leylek güneş battıktan sonra ya da güneş doğmadan önce görülürse ölümün habercisi olarak kabul edilir.
 

9. Ev Yer ve Eşyalarla İlgili İnanışlar

Elbise ters katlanır, döndürülür ya da ters giyilirse sahibinin işinin rast gitmeyeceğine inanılır.

Yerde delikli taş gören kimsenin taşı alıp bir çalının başına takması gerektiğine zira yerde kalan delikli taşın uğursuzluk getireceğine inanılır

Evin ilk kızı veya nişanlı bir kızın,  boğazı ağrıyan bir kimsenin boğazını oklava ile ovalamasıyla ağrısının geçeceğine inanılır.

Ekmek tahtası ya da yastığın üzerine oturan bir kimsenin baseninde çıban çıkacağına inanılır.

İğneye takılan ipliğin karşı tarafa düğümlenmeden verilmesi gerektiğine, aksi davranışın bu iki kimsenin ahirette birbirlerini görmelerine engel teşkil edeceğine inanılır.

Soğan, sarımsak ve yumurta kabuğunu yakan insanların çabuk fakirleşeceklerine inanılır.

Süpürgenin üzerinden atlayan kimsenin rızkının kesileceğine inanılır.

Dillenmemiş çocuğun, aynaya baktırılmasının geç dillenmesine sebep olacağına inanılır.

Soğan, sarımsak kabuğunun yakılmayacağı, atılmayacağı, tepelenmeyeceğine zira soğan kabuğunun cinlerin altın paraları, sarımsak kabuğunun da gümüş paraları olduğuna inanılır.

Odun külünün tepelenmemesi ve üzerine işenmemesi gerektiğine zira hazreti Fatıma’nın onunla ekmek yaptığına inanılır.

Yola giden birisinin ardından aynı gün ev süpürmenin uğursuzluk getireceğine, temizliğin ertesi gün yapılması gerektiğine inanılır.

Ağıl ve ahırlara idrar yapılırsa buralarda bulunan hayvanların kel olacaklarına inanılır.

Banyoya idrar yapmanın unutkanlığa sebep olduğuna inanılır.

X. Ölüm ve Ölülerle İlgili İnanışlar

Günün herhangi bir saatinde, yüzünü bir eve çevirerek uluyan ya da havlayan köpeğin ölümün habercisi olduğu kabul edilir ve bu durumda köpek taşlanmak suretiyle kovalanır.

Ağır hastaya, kaplumbağa eti yedirildiğinde, iyileşecekse çabuk iyileşeceğine ölecekse de çabuk öleceğine inanılır.

Mezarlığa bırakılan hasta bir çocuğun ağladığı zaman yaşayacağına, ağlamadığında ise öleceğine inanılır.

Mezarlığa giden bir kimsenin yedi kat elbise giymesi gerektiğine, daha az elbise giyen kimseleri ölülerin çıplak göreceklerine inanılır.

Ölünün cesedinin donmaması uzun süre sıcak kalması, hemen arkasından birkaç yakınının daha öleceği şeklinde yorumlanır.

Cenaze taşıyan arabanın torpido gözüne ekmek konulursa adı geçen arabanın kaza yapmayacağına inanılır.

Cenaze evine giden kimsenin cenaze evinden çıktıktan sonra bir başka eve uğramaması gerektiğine şayet bunu yaparsa uğradığı evden de bir kimsenin öleceğine inanılır.
 

10. Kar Yağmur ve Dolu ile İlgili İnanışlar

Yağmur yağmadığı zamanlar, mahallenin çocukları, bir araya toplanarak adına çomçalı gelin denilen bir kukla yaparlar. Söz konusu kukla, bir ağaç çomçanın baş kısmına kumaş parçalarının sarılması ve el ayak yapılması suretiyle geline benzetilir. Bu işte görevli iki kişi, çomçalı gelinin kollarından tutarak peşlerindeki bir gurup çocukla evleri tek tek dolaşırlar, kapısını çaldıkları ev halkına "Çomçalı gelin ne ister? Bir kaşık yağ ister, yağ olmazsa bulgur olsun, senin gönlün sağ olsun." diyerek çağrıda bulunurlar. Bunun üzerine ev sahibi evde olan un, bulgur, yağ, salça gibi malzemelerden birer miktar, gelen çocuklara verir. Toplanan erzak büyüklere teslim edilir ve onlarda toplanan bu malzemelerle dört yol ortasında bir yemek yaparlar. Yapılan bu yemekten burada bulunan herkese ikram edilir böylece yağmur yağacağına, bolluk olacağına ve yapılan duaların kabul olacağına inanılır.

Karın çok yağdığı yılda bolluk bereket olacağına inanılır ve bu durum, "kar yılı, var yılı" şeklinde ifade edilir.

Nisan ayında yağan yağmur, bir kabın içerisinde bir sene bekletilirse zemzeme dönüşeceğine inanılır.

Nisan yağmuru ile yıkanan saçların dökülmeyip uzayacağına inanılır.

Şiddetli bir şekilde esen rüzgârın, süpürge yakıldığı takdirde dineceğine inanılır.

Bir yere şiddetli ve iri taneli dolu yağmaya başladığında bir annenin ilk kızının eline bir bıçak alarak doluyu ortadan ikiye kesmesi gerektiğine ve keserken de, "Ben anamın ilkiyim, dağlarda tilkiyim." demesiyle dolunun kesileceğine inanılır. Bu konuda başka bir uygulama da evin dışına saç ayağı veya bıçak gibi metal bir eşyanın atılması uygulamasıdır.
 

11. Cin Peri ve Şeytanla İlgili İnanışlar

Değirmenden getirilen çuvallarla birlikte cinlerin de geleceğine, bu yüzden bu yüklerin doğrudan içeri alınmaması önce evin dışında bir yere konulması, daha sonra evin içerisine alınması gerektiğine inanılır.

Cinlerin mekânlarının küllükler (zibillik)   olduğuna,   buralarda oynayan çocukları cin çarpacağına inanılır.

Geceleri yalnız başına hamama gidilmemesi gerektiğine zira hamamların cinlerin mekânları olduğuna inanılır.

Gelişmeyen çocuğu cin çarptığına inanılır. Bu durumda olan çocuklar için yörede adına "aydaş" denilen temsili bir aş pişirilir. Bunun için çocuk büyük bir kazanın içine konulur, bu sırada gelen geçen kimseler kazanda ne pişirildiğini sorarlar, sorunun muhatabı olan kişi, "Aydaş aşı pişiriyoruz." der. Bunun üzerine soruyu soran kişi kazanın altına bir odun atar ve böylece çocuğun hastalığından kurtulacağına inanılır.

Yüklüğün içerisinde yatıp uyuyan ve önünde oturan kimseyi cin çarpacağına inanılır.

Ağzı eğilen kimseleri cin çarptığına, bu durumda olan kimselere muska yazıldığı ya da ziyaretlere götürüldüğü takdirde hastalığından kurtulacağına inanılır.

Lavaboya sıcak suyun dökülmemesi gerektiğine çünkü buralarda cinlerin çocuklarının olacağına onlara zarar veren kişilere de cinlerin zarar vereceğine inanılır.

Geceleyin bir odun közünün üzerinden atlayan kişiyi, cin çarpacağına inanılır.

Kemik parçalarının cinlerin yiyecekleri olduğuna,  rast gele oraya buraya atılmaması, tepelenmemesi gerektiğine inanılır.

Ocağın üzerinde boş bırakılan sacayağında şeytanların yemek pişirdiklerine inanılır.

Çok esneyen kişiye nazar değdiğine ya da içine şeytan girdiğine inanılır.

Seccadeyi üzerine örterek uyuyan kimsenin çaresi bulunamayan hastalıklara yakalanacağa inanılır.

Islık çalmanın iyi olmadığına, ıslık çalanın etrafına cinlerin toplanacağına zira ıslık cinlerin ismi olduğuna inanılır.

XIV. Büyü ile İlgili İnanışlar

Gelin, kaynananın kolunun veya elinin altından geçirilirse evde kaynananın sözünün geçeceğine inanılır.

Gelin, koca evine gelirken çeyiz sandığında bilinçli olarak ayna, makas, lastik ve tarak gibi eşyaları getirmeyip bunları ilk birkaç gün içerisinde damada aldırma yoluna gider. Makastan maksadın, evde gelinin sözünün damat üzerinde keskin olması, aynadan maksadın gelinin devamlı damadın hayalinde olması ve damada sürekli ayna gibi güzel görünmesi, lastikten maksadın ise damadın geline karşı esnek olmasını temin için olduğuna inanılır.

Yeni gelinin ilk boy abdesti suyuna şeker atıldığı takdirde, damada şeker gibi görüneceğine inanılır.

Yeni gelinin ilk boy abdesti suyuna kaynana tarafından gümüş atılırsa, gelinin damada gümüş gibi parlak görüneceğine inanılır.

Gelin almaya giden düğün alayı gelini aldıktan sonra, yeni geldiği ev halkı ile iyi geçinmesi ve baba evine tekrar dönmemesi için gelin almaya gidilen yolun dışında başka bir yol güzergâhının izlenmesi gerektiğine inanırlar.

Koca evine ulaşan gelin, kapıya yağ sürerse yeni evine yapışıp kalacağına inanılır.

Şiddetli doğum sancısı çeken bir hamileye kaynanası ya da kocasının elini yıkadığı su içirilirse sancısının azalacağına inanılır.

Doğum sancısı çeken hamile bir kadının yanına annesinin gelmemesi gerektiğine zira annesini gören hamile kadına annesinin de ağırlığının geçeceğine ve zor doğum yapacağına inanılır.

Meyve vermeyen ağaca, hamile bir kadın tarafından, içine taş doldurulmuş bir poşet astırılırsa, ağacın meyve vereceğine veya çocuklu bir kadın baltayla vurarak "Ben tutuyorum da sen neden tutmuyorsun?" diyerek korkutursa ağacın meyve vereceğine inanılır.

Meyve vermeyen ağacın bir dalı kesilir ve ağaca meyve vermediği takdirde ertesi yıl tamamının kesileceği söylenerek korkutulursa, ertesi yıl ağacın meyve vereceğine inanılır.

Sabahleyin dükkânını yeni açan kimsenin yaptığı ilk satıştan kazandığı parayı, ertesi güne kadar harcamadan saklaması gerektiğine aksi hareketin müşteriyi azaltacağına inanılır.

Konuşamayan çocuğa karga kanı içirildiğinde konuşabileceğine, altını ıslatan çocuğa ise deve eti yedirildiğinde artık altını ıslatmayacağına inanılır.

Üzerine kuma getirilen kadın dama çıkartılıp başına bir satır su dökülürse, kocasına olan sevgisinin biteceğine inanılır.

Sarılık hastalığına yakalanan kimsenin kepeğe sarılması ya da sarı elbise giymesiyle sarılığının geçeceğine inanılır.

Bahçede kendiliğinden sarmaşık çıkması evin fertlerinin ayrılacağı ve her birinin ayrı yerlere gideceği ve evin dağılacağı şeklinde yorumlanır.

Gittiği yerden çabuk dönmesi istenilen bir kişi için evdekiler süpürgenin sapına iğne saplamasıyla birlikte giden kişinin gittiği yerde iğne üzerinde oturuyormuş gibi rahatsız olacağı ve kısa sürede orayı terk edip kendi evine hemen geri döneceğine inanılır.

Elbisenin tersinin düz gibi katlanmasının işlerin ters gitmesine sebep olacağına, ölen kişilerin elbiselerinin düz katlanmasının da aynı sonucu vereceğine inanılır.

Saç tarandıktan sonra, tarakta kalan saç tellerinin yakılması ya da gömülmesi gerektiğine eğer kuşların ayağına dolaşırsa saçın sahibinin başının ağrıyacağına inanılır.
 

12. Nazar

Evin görülecek bir yerine, sarımsak ya da soğan asılırsa ev ve evdekilerin nazardan korunacağına inanılır.

Sağılan hayvana nazar değmiş olmasından kuşkulanıldığında, nazar edenin bastığı yerden toprak alınır ve alınan bu toprak ineğin içeceği suya katılır ya da ineğin üzerine serpilirse nazarının önleneceğine inanılır.

Üzerlik bitkisinin nazarı önlediğine, eve gelen yabancı birisinin evdekilerden birisine nazarı değecek olduğunda, ipe dizilmiş olan üzerlik otu tanesinden birisinin yere düşeceğine inanılır. Ancak yine de nazar değdiğine inanılan kişi için aşağıda yazılı olan nazar duası okunduğu takdirde eski sağlığına kavuşacağına inanılır.

Üzerliksin hevasın

Yüz bin derde devasın

Üzerlik olduğunu bilem ki

Pis nefesi bozasın

Av göz mav göz

Gor gözü komşu gözü

Yâr gözü yaramaz gözü

Elem tere fış kem gözlere şiş

Altmış yetmiş gözleri bezleri çıkmış gitmiş

Kulağının arkasına kömür karası çalınan çocuğun, nazardan korunacağına inanılır.

Kendisine nazar değdiğine inanan kimse, tuvalette üç defa sağa, üç defa da sola atlarsa nazardan kurtulacağına inanılır.

Çakır, yeşil ve mavi gözlü insanların nazarlarının daha çabuk değeceğine inanılır.

Ev, bağ ya da bahçenin bir kenarına kaplumbağa kabuğu, büyükbaş bir hayvan kafatası, iğde dalı ya da teke boynuzu asıldığında nazar değmeyeceğine inanılır.

Nazarının değmiş olması muhtemel kimsenin evden ayrılmasını müteakip ocağa tuz atılır veya üzerlik tohumu atılarak dumanı herkese koklatılırsa nazardan korunmuş olunacağına inanılır.

XVI. Rüya ile İlgili İnanışlar

Ağacın devrilmesi, kesilmesi, özellikle azı dişlerin çekilmesi ölümün işareti olarak kabul edilir.

Yaş üzüm görülmesi, yağmurun yağacağına ya da gözyaşına işaret olarak kabul edilir.

Karpuz, kavun görmek hastalık, soğan görmek ise ölümün habercisi olarak görülür.

Köpek ısırması ertesi günlerde birileriyle kavga edileceği şeklinde yorumlanır.

Karayılan görmek iyiye, boz yılan görmek ise ölüme işaret kabul edilir.

Eşek yüklemek, zenginliğin işareti olarak yorumlanırken, eşeğin üzerinden yük indirmenin fakirlik olduğuna inanılır.

Deve bir er (ermiş) kişi olarak kabul edilir ve başını çekmek iyiye yorumlanırken deve tarafından kovalanmak hastalık veya ölümün işareti olarak kabul edilir.

Ateş yakmak aydınlık, ışık ve mutluluk olarak kabul edilirken duman görmek ölüme işaret kabul edilir.

Rüyada kara yumak görmek, ölümün habercisi kabul edilirken yün görmek uzun ömürlü olmaya işaret olarak kabul edilir.

İçinde su ısıtılan kazan görmek, ölüme işaret kabul edilir.

Rüyada duru su görmek, iyiye yorumlanırken çamurlu ya da bulanık su görmek veya içinden geçmek hastalık ve ölümün habercisi kabul edilir.

Rüyada düğün kalabalığı görmek, gelin almak ve beyaz gelinlikler içerisinde birini görmek ölümün habercisi olarak kabul edilir.

XVII. Sonuç

Sonuç olarak, halk inanışlarının Anadolu'nun birçok bölgesinde olduğu gibi Kahramanmaraş ve çevresinde de yoğun bir şekilde yaşadığını gördük. Nesilden nesile şifahi olarak aktarılıp günümüze kadar gelen ve bundan sonra da devam etmesine kesin gözüyle bakabileceğimiz bu inanışlardan bazılarını değerlendirmeyi faydalı buluyoruz. Yörede gördüğümüz ulu ağaç[1], ziyaret, kutsal sular, kayalar vb. gibi inanışların köklerinin, Türklerin İslam öncesi geleneksel Türk dini ve kültürleriyle doğrudan ilişkili olduğunu belirtebiliriz. Zira Türkler Müslüman olduktan sonra da bu inançlarını bazen İslam dini ile yan yana bazen de İslami bir kılıfa büründürerek sürdürme yoluna gitmişlerdir.

Türkiye'nin birçok bölgesinde olduğu gibi[2] Kahramanmaraş ve çevresinde de başta çocuklar olmak üzere bağ, bahçe, ev ve hayvanları nazardan korumak için, hayvan kafatası, iğde dalı, içerisinde yedi çeşit maddenin yer aldığı muska (amulet) ya da bir ipe dizilerek çocukların omuzları ya da boyunlarına asılan mavi boncuk, it boncuğu, delikli taş vb. gibi uygulamaların yoğun bir şekilde yaşatıldığı görülmektedir. Bu inanışın ilkel kabile dinlerinin yanında eski Anadolu dinlerinde de var olduğu bilinmektedir.[3]

Ülkemizin birçok bölgesinde olduğu gibi, yörede yaşatılan diğer bir zengin gelenek de hayatın önemli geçiş menseklerinden ikisi olan evlenme[4] ve doğumla[5] ilgili adet ve inanmalardır. Nitekim bölgede evlenme öncesi, evlilik günü ve evlilik sonrasıyla ilgili; doğum öncesi, doğum anı ve doğum sonrası ile ilgili, mutlak surette yapılması, ya da kaçınılması gerektiğine inanılan çeşitli pratiklerin varlığını hâlâ bütün canlılığı ile devam ettirdiğini görmekteyiz. Bu uygulamalardan, örneğin doğumu kolaylaştırmak için hamileye, yörede Fadimeana kuşağı olarak bilinen kuşağın sarılması, yürüyemeyen çocuğun kıbleye karşı üç kere sallanmasıyla yürüyeceğine inanma, İslamla bağlantılı görülürken; çeşitli ağaç dalları ile kaynatılmış su ile banyo yapmak ya da çeşitli pınarlardan su içmekle hamile kalınacağı anlayışının da İslam öncesi Türk dini ile benzerlik arz ettiği görülmektedir.[6]

Yine bölgede, gelinin kaynanasının kolu ya da elinin altından geçirilmesi, üzerine kuma getirilen kadının başına su dökülmesi, sarılık olan hastaya sarı elbise giydirilmesi gibi sihirsel ve büyüsel işlemlerin yaygın olarak devam ettiği görülmektedir.[7] Bu türden inanmaların bölgeye de komşu olan eski Babil gibi Mezopotamya dinlerinde de yaygın olduğunu söyleyebiliriz.

Bölgede görülen pazar günü çamaşır yıkama ve elbise dikmenin uğursuz olduğu inancının Hristiyanlık;[8] akşamları çocuğun uyuduğu odada bulunan su dolu kapların ağızlarının açık bırakılması gerektiğine zira bacadan gelen bir kuşun çocuğu boğacağı inancının da Yahudilikle[9] ilgili olduğu düşünülebilir.