Kurtuluş günlerinin çoğu, “nutuk zanaatçı”larının elinde boğazlanır şehit mirası. Maraş’ınki müstesna. Maraş’ın kurtuluşu da, kurtuluşunun anılışı da öbürlerinden farklı. Maraş kendi kendini kurtardı. Matematik açıklığıyla bu budur. Maraş, durduğu yerden Anadolu’nun hâlk mı, aydın mı tarafından kurtarıldığına ışık tutuyor. Maraş’ın kurtuluşu sadece bir reaksiyon değildir. Sütçü İmam’ın süt maşrabasını bırakıp tabancasını doğrulttuğu yön, sadece Fransız değil, onun arka plânındaki mistiksizliktir, fonundaki metafiziksizliktir. Süt ve tabanca… İşte Maraş budur, Anadolu budur. Maraşlı, Bayrak, Kaleden indirilince Cuma namazının kılınamayacağını bilir. Bayrakla Cuma namazı arasındaki kopmaz alâkayı bilir. Bu savaşın temeli çok sağlamdır, Süleymaniye’nin temeli gibi.

Maraş kurtuluş hareketinin ilk gününde yayınlanan beyanname, bütün çağdaş istiklâl davranışlarının gerekçelerini aşan bir gerekçeyle çıkar insanlığın karşına. Ruh çağlarının diliyle, kelimeleriyle yüklüdür, konuşur bu beyanname. Gözün göremediği ileriye bitişir ve geride tarihin derinliğine doğru kök salar. Mekke’ye bitişir, Malazgirt’e, Söğüt’e bitişir. İstanbul’un alınışı neyin konkavıysa, Maraş’ın kurtuluşu onun konveksidir. Sütçü İmam ve “Kalede bayrağımız olmadıkça bu camide size Cuma namazı kıldıramam!” diyen ve bu sözüyle savaşı açan Ulucami imamı, o günün şartlarının Fatih’i ve Selâhaddin-i Eyyubî’sidir. Savaş başlar ve bitinceye kadar, Ahır Dağlarıyla yazları kırmızı biberlerden kıpkırmızı damlı acı Maraş arasında bir şimşek alışverişidir gider. Yalnız ruhun duvarları içinde geçmiş gibi tabiatüstü bir savaştır bu. Binlerce olağanüstü oluşların örgüsü… Maraş’ın savaşını ben bir insanın “iç savaşı”na benzetirim. “Saf” olanın içine karışan katışığı barındırmaması… Maraş bir denizdir. “Cesed”i ve “ölü”yü hemen dışına atan deniz. Maraş için yabancı “ceset”tir. Maraş kurtuluş günlerinde, her mahâlle, kendine mahsus kıyafeti ve sesiyle, bayrak ve flamalarıyla dalga dalga gelir ve belediye meydanına toplanır. Ulucami nin hemen önüne. Sonra belli bir saatte tam bir susuş olur. Sessizliğin en kabarmış anında bir alarm verilir. Her mahâllenin yiğitleri bütün güçleriyle kalenin bulunduğu tepeye her yandan koşmağa başlar. Bir yarış. Bir kaç dakika sonra kal enin bayrak direğine beş on kişinin birden tırmandığı ve direğe bayrağın çekildiğ i görülür. Kim bayrağı asmışsa, o yılın kahramanı odur o yıl Maraş’ta. Sonra ka ledeki otlar yakılır. Bayrak çekilirken her Maraşlı oraya dönüktür. O anda Maraşlı bir “katarsis” arılığı içindedir. Bayrağın direğe çekilişi, düşmanın çarmıha gerilişi gibidir onun gözünde. O anda Maraşlı çağdan ve aktüaliteden sıyrılmıştır. Maraş o anda “saf inanış”ı yaşar, inanmışlığın kendinden ibaretliğini. Anadolu 12 Şubat’ta, her yıl bir kere Maraş’ta, ne olabilecekse onu rüya hâlinde yaşar. Ve o gece, Türkiye’nin gerçek lâmbası (Alâattinin sihirli lâmbası gibi) bir kerecik yanar…